ÜNİVERSİTE BİR DİPLOMA FABRİKASI DEĞİLDİR
Bir üniversiteyi bir gecede kapatıp başka bir üniversiteye bağlayarak kurtaramazsınız. Bu işlem yalnızca öğrencilerin diploma hakkını korur. Ya gerisi?
İstanbul Bilgi Üniversitesi 7 Haziran 1996'da, Bilgi Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından kuruldu. Türkiye'nin dördüncü, İstanbul'un ikinci vakıf üniversitesiydi; bir binanın iki katında, bin kadar öğrenciyle yola çıktı. Mottosu açıktı: "Non scholae, sed vitae discimus" (okul için değil, yaşam için öğreniriz). Kendini özgür düşünce ve toplumsal sorumluluk üzerine kurdu.
Ve bunu boş bir slogan olarak bırakmadı. Sosyal bilimlerde özgürlükçü ve liberal eğitim modeliyle anılan bir ekol oldu. Türkiye'de eleştirel düşüncenin, tartışmanın yeşertildiği birkaç adresten biriydi.
Bu özgürlükçü duruşun bir bedeli olmalıydı. Bilgi'de yıllarca bilgisayar bilimleri okutan İngiliz akademisyen Chris Stephenson, Türkiye'nin ilk Bilgisayar Bilimleri bölümünü Bilgi'de kurdu. Türkiye'de özgür yazılımın yaygınlaşması için aktif şekilde çalıştı. Türkiye'de yaşadığı yirmi beş yılın ardından, 2016'da, YÖK tarafından çalışma izmi iptal edildi ve idari bir kararla sınır dışı edildi. Mahkemede yargılandı ve barış istemenin suç olmadığını söyleyerek beraat etti.
Bir üniversite temel olarak iki yapıdan oluşur: bu ikisini birbirine karıştırmak tam da bugün geldiğimiz durumun sebebidir. Bir tarafta bürokratik yapı: emir-komuta zinciri içinde işleyen, hiyerarşik, gerektiğinde korkuya dayalı bir disiplinle yürüyen idari yapı. Diğer tarafta ise akademik yapı: doğası gereği disiplinden çok bir özgürlük ortamına ihtiyaç duyan asıl gövde. Bir üniversite ancak bu ikincisi serbest kaldığında üniversitedir. Bürokrasi akademiye hizmet etmek için vardır; tersi değil.
Türkiye'de uzun yıllardır olan şey, bu dengenin sessizce tersine çevrilmesidir. Akademik yapı yıllar içinde içi boşaltılarak, biat kültürünün hâkim olduğu bir devlet dairesine dönüştürüldü. Üniversite, düşünce üreten değil evrak üreten bir kuruma indirgendi. Bu, tek tek üniversitelerin başına gelen bir kaza değil, ülkenin her geçen gün daha otokratik bir rejime kaymasının üniversitedeki izdüşümüdür. Bir gecede kapatma, bu uzun sürecin yalnızca en görünür, en sert anıdır.
Şimdi olan da budur. Kayyım atarsınız, faaliyet iznini kaldırırsınız, öğrencileri başka bir çatının altına transfer edersiniz. Garantör üniversite devreye girer, diplomalar kurtarılır. Mağduriyetler giderildi sanırsınız. Ama o çatının altında biriken şey yok olur: Hoca gider, ekol dağılır, eleştirel gelenek susar. Otuz yılda biriken kültür; bir kararnameyle de devredilemez.
Kütüphane raflarındaki kitaplar taşınabilir; o kitapların etrafında oluşmuş düşünme biçimi taşınamaz.
Yıllar vererek kurulan bir üniversite bir gecede kapatılabilir. Ama akademiyi gerçekten yok etmenin yolu onu kapatmak bile değildir; asıl kapatma, akademiyi bürokrasiye boğup içini boşaltmaktır, ki o çoktan başlamıştı.
#bilgiüniversitesi
Prof. Dr. Adil Alpkoçak.