Bugün medyadan siyasete kurulan ‘biz-onlar’, ‘doğru-yanlış’, ‘ahlâklı-sapkın’ gibi zıtlıklar, sadece dilsel tercihler değil, iktidarın söylem inşasıdır…
Böylece dil, sadece gerçeği tanımlamaz, gerçeği biçimlendirir!
İktidarın gölgesindeki medya dili, sadece bir ‘yansıma’ değil, bir yapılandırma aygıtıdır: ‘Biz’ ve ‘onlar…’
Tartışmalar ‘fikir ayrılığı’ değil, ‘kimlik çatışması’ ayrımında yaşanır. Senin kim olduğun, ne söylediğinden önce gelir!
İktidar, neyin doğru, kimin doğru olduğunu dil üzerinden belirliyor. Böylece insan, ister ahlaki isterse cezai olsun daima tehdit altında kalıyor…
Gerçek, yaratılan-kurgulanan-etiket içeren imaj tarafından yok ediliyor. Öyle ki; bir soruşturmada bile her cümle, bağlamından koparılarak ‘şok… şok’ diye sunuluyor!
Hedef belli; her bireyi ‘gerçeği anlamaya çalışan’ değil, duygusal bir izleyici haline getirmek…
Oysa:
Demokratik toplumlarda izleyici pasif tüketici değil, aktif sorgulayıcı. Otoriter toplumda ise soran-sorgulayan, her türlü cezalandırmaya tabi oluyor.
Türkiye’de ‘yapı’ vardır, sorunların çözümüne öncelikle iktidara güç devşiren bu dil yapılaşmasından başlamak gerek…