Anasayfam Yap Sık Kullanılanlara Ekle

Sitene Ekle Künye Arşiv  İletişim  rss  
ANASAYFA VİDEO GALERİ FOTO GALERİ İLETİŞİM  
 
Yerli otomobil TOGG otobana çıktı
Birkaç ay daha kimse somut isim
Türkiye Enflasyon Rekorunu Kırdı
Aydın Eski Müze Müdürüne 71 Yıl
Çam Fıstığı İhracatı Son 5 Senede


Aydın Haber Merkezi - TRADEJİK OLAY.
TRADEJİK OLAY. BU YAZININ EKLENME TARİHİ 21-05-2022 / 15:06 | BU YAZI TOPLAM 207 KEZ OKUNDU.
   
ANKARADAN BAKIŞ
ayhanbayirli@hotmail.com
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
TRADEJİK OLAY.

Tarihe geçmiş insanlık trajedilerinden bir tanesi olan Çerkes Sürgününün 158. yılını üzüntüyle idrak etmekteyiz. Bilindiği üzere Çerkeslerin yurtları Çarlık Rusya’sı tarafından işgal edilmiş, ardından da tarihin en kanlı trajedilerinden olan Çerkes Sürgünü yaşanmıştır. Hayatını kaybeden Çerkes kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Üzerinden yıllar geçmesine rağmen bu hazin olayı unutmayacağız.

Alp Kargı – ALINTIDIR  AHMET KISA

 BÜYÜK ÇERKES SÜRGÜNÜ;

"Deniz kenarında yedi yıl boyunca atılmış insan kemikleri vardı. Kargalar erkek sakallarından ve kadın saçlarından yuvalarını kurarlardı. Deniz yedi yıl boyunca karpuz gibi insan kafataslarını atıyordu. Benim orada gördüklerimi düşmanımın bile görmesini istemem ” Çerkes Sürgününe tanıklık eden yaşlı bir Çerkes

1853-56 Kırım Savaşı sırasında Çerkesler, Müttefik baskısı nedeniyle Rusların tahliye ettikleri kıyı kalelerini, bu arada Navaginsk (şimdi Soçi), Novorossiysk ve Anapa kaleleri ile Taman Yarımadası’nın bir bölümünü geri aldılar. Ama Müttefikler’in savaşa son vermeleri, kendi çıkarları ile yetinmeleri sonucu, Çerkesler ve Şamil kuvvetleri, eşitsiz güçleriyle Ruslarla başbaşa kaldılar. İmam Şamil’in 1859’da şartlı teslim olmasından (6 Eylül 1859) sonra, naibi Muhammed Emin de Ruslara anlaşmaya vardı (Aralık 1859). 1859’da Çerkeslerin Bjeduğ, Çemguy, Besleney, Abzeh ve 1860’da Anapa yöresindeki Natuhay topluluğu Ruslara teslim oldu. 1860’da Rusya hükümeti, Karadeniz kıyısında yaşayan Çerkeslerin Türkiye’ye gönderilmeleri ve onlardan boşanacak yerlere Rusların yerleştirilmeleri kararını aldı. 1861’de Rusya hükümeti, içeride yaşayan ve boyun eğmiş olan Abzehler de sürgün kapsamına alındılar. Bu durumda Belaya ırmağı batısındaki topraklar ve Karadeniz kıyıları Çerkes nüfusundan boşaltılacaktı. Şapsığlar, 1828’den beri savaşı kesintisiz olarak sürdürüyorlardı. Rusya hükümetinin Mayıs 1862’de yürürlüğe giren bir karar gereğince, topraklarından ayrılmayı reddeden Abzeh ve Şapsığlara yönelik büyük bir askeri harekât başlattı. Böylece insanlık tarihinin en acı sayfalarından birini oluşturan Çerkes sürgünü başladı.

Ruslar, Çerkes köylerini basıp yakmaya, geri dönüşü olanaksızlaştırmak için de tarlaları tahrip etmeye, meyve ağaçlarını bile keserek halkı Karadeniz kıyısına doğru sürmeye başladılar. Bu durum karşısında önce, Ağustos 1863’te Abazehler savaştan çekildiler. Şapsığlar da ardından direnişe son verdiler (Kasım 1863). Kış koşulları, yani Karadeniz’in ulaşıma elverişli olmaması nedeniyle, Şapsığlara 6 Mart 1864’e kadar köylerinde kalma izni verildi. Ruslar, Şubat ve Mart 1864’te, ateşkesin yürürlükte olduğu Şapsığ toprakları üzerinden,henüz boyun eğmemiş olan ve Şapsığların güneyde bulunan Ubıh topraklarına doğru ilerlemeye başladılar; Ubıhlar 24 Mart 1864’te teslim oldular. Ruslar 25 Mart 1864’te,şimdiki Soçi kenti yerinde bulunan eski Rus kalesi Navaginsk’i, çarpışmasız yeniden ele geçirdiler. Ubıhlar, Osmanlı’ya göç etmek istediklerini Rus komutanlığına bildirdiler. Rus komutanlığı hazırlanmaları için bir ay süre tanıdı. Daha sonra Abhaz Ahçıpsı, Aibga ve Pshu toplulukları üzerine büyük bir askeri harekât başlatıldı. Nisan ve mayıs ayları boyunca süren harekatla dağlık bölgelerdeki halk deniz kıyısına indirildi .

21 Mayıs 1864’te Rusl birlikleri, Mzımta ırmağı yukarısındaki Kbaada vadisinde (şimdiki Krasnaya Polyana) toplandılar, dini ayin ve askeri tören düzenleyerek Kafkas Savaşı’nın zaferlerle sona erdiğini ilân ettiler. Ele geçirilen yeni topraklar "Kuban Ordusu Yönetim Bölgesi"ne bağlandı. Boşaltılan bu topraklarda Çerkeslerin Abzeh, Şapsığ, Natuhay, Ubıh toplulukları ile Abhaz Sadz (Ciget) ve Aibga, Pshu, Ahçipsou toplulukları yaşıyorlardı. 859 yılı öncesinde Rus işgaline uğramış olan Orta Kuban ve Orta Laba ırmakları solundaki ovalarda küçük bir Çerkes nüfusu, kısmen de iç sürgün (relocation) yoluyla Kuban Oblastı’nda bırakıldı. Bu yerlerde bırakılan Çerkes sayısı 1864’te 80 bin dolayında tahmin ediliyordu, ülke dışına göç ettirme politikasının daha sonra da sürdürülmesi nedeniyle Kuban Oblastı’ndaki Çerkes sayısı 1897’de, 30 bini şimdiki Adıgey ve Şapsığ (Tuapse ve Lazarevsk) bölgelerinde, ayrıca 13 bini de şimdiki Karaçay-Çerkes’te olmak üzere 43 bine düşmüştü.

Çerkesler Osmanlı topraklarında;

Asıl Çerkes nüfusu ise deniz yoluyla Osmanlı topraklarına deporte (sürgün) edildi. Gemilere bindirilen Çerkesler, Karadeniz’in Anadolu kıyılarındaki limanlara (Batum, Trabzon, Samsun, Sinop ve şimdiki Akçakoca) indirildi. Bir bölümü de Varna ve Köstence’ye götürülerek Balkanlar’a yerleştirildi. Göç sırasında açlık ve salgın hastalıklar yüzünden çok sayıda Çerkes öldü. Balkanlar’a yerleştirilen Çerkesler de, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Balkanları terk etmek zorunda kaldılar. Anadolu’ya ve Ortadoğu’ya yerleştirildiler.

ALINTIUDIR  AHMET KISA

ANASAYFA>KİTAPLAR ARASINDA>İSTİKLAL MAHKEMESİNİN AŞK MEKTUBU YAZMAYA MAHKÛM ETTİĞİ YAZAR: HALİKARNAS BALIKÇISI

İstiklal Mahkemesinin Aşk Mektubu Yazmaya Mahkûm Ettiği Yazar: Halikarnas Balıkçısı

Halikarnas Balıkçısı, henüz Halikarnas Balıkçısı olmadan önce bir gün Üsküdar’daki evinin önünde bekleyen polislerce karakola davet edilir. Karakolda ise kendisine Ankara İstiklâl Mahkemesine götürüleceği söylenir. İstiklâl Mahkemesinin adı bile korkunçtur, gidenlerin çok azı kurtulmaktadır. Geceyi karakolda geçirdikten sonra Ankara trenine binmek üzere Haydarpaşa’ya gelirler. Haydarpaşa Garında aynı suçtan birlikte yargılanacağı M.Zekeriya ile karşılaşır. M.Zekeriya en azından suçlarını biliyordur. Zekeriya Bey’in Resimli Hafta dergisi için haftada bir yazı gönderen Balıkçı’nın bir yazısı sorun olmuştur. Yazı, Birinci Dünya Savaşının sonunda kaçak askerlerin çoğalması ve bu askerlerin idam edilmesiyle ilgilidir. Aslında darağacına götürülen askerlerin hikâyesinde o gün için suç olacak bir şey yoktur. Ayrıca Şeyh Said isyanı nedeniyle, Balıkçı Zekeriya Bey’e “Sen o yazıyı basma, başka yazıyı bas” dediyse de Zekeriya Bey o kadar işkillenecek bir şey olmadığını söyleyerek yazıyı basmıştır.

“Hiç Korkmayın Sizi İdama Mahkûm Edecekler”

Cebeci Hapishanesinde bir süre kaldıktan sonra yargılanma günü gelir. Sabah, Nebizade Hamdi büyük bir müjde getirmiş gibi yanlarına uğrar: “Hiç korkmayın sizi idama mahkûm edecekler, fakat asmayacaklar, affedecekler” der. Bundan yaklaşık yirmi beş dakika sonra da mahkeme kararını açıklar: Zekeriya Bey ve Balıkçı üç yıl kalebentlik cezasına mahkûm edilmiştir. Zekeriya Bey Sinop’a, Balıkçı ise Bodrum’a yollanır ancak ulaşım olanakları bugünkü gibi değildir.

Balıkçı, Ankara’dan Afyon’a, Afyon’dan İzmir’e, İzmir’den Aydın’a derken Muğla’ya ulaşır. Muğla Jandarma Komutanı mahkûmun bir yazar olduğunu öğrenince Balıkçıyı yanına çağırtır ve gönlünü kaptırdığı, bir seyyar tiyatro heyetinin baş aktristine, kendi adına bir aşk mektubu yazmasını ister. Balıkçı döktürür. Birkaç gün içinde Muğla’dan Bodrum’a gönderilmeyi bekleyen Balıkçı, hiçbir yere gönderilmeden art arda aşk mektubu siparişleriyle uğraşmaya başlayınca sinirlenir, notlarına: “Yahu beni İstiklâl Mahkemesi aşk mektubu yazmaya mı mahkûm etmişti? Artık durmadan sevda mektupları donatmaktan bıkıp usanmıştım” diye yazar. Valiye durumu anlatan bir mektup gönderir ve yeniden yola çıkartılmasını sağlar. Oradan Milas’a ve Bodrum’a uzanır Balıkçının yolu. Ankara’dan yola çıkalı dört aydan fazla olmuş ama henüz Bodrum’a varamamıştır. Yol üstünde yatmadığı il ve ilçe hapishanesi kalmamıştır Balıkçının. Milas’tan Bodrum’a yol olmadığından son bölümü at üstünde gitmek gerekir ancak Balıkçı dört ayaklı bir hayvana eziyet çektirmek istemez. Diğerleri at üstünde, Balıkçı ise yaya olarak yola koyulurlar. Sonunda karanlık hücreler dalga dalga mavi denizlere açılır. Bodrum’a yaklaşınca aşka gelir Halikarnas Balıkçısı, Ege’nin Akdeniz’in doğası karşısında büyülenir: “Âdemotu, kösele gibi ser yapraklı kurtotu, ılgın, sandal ağacı, renk renk hayıtlar, ay ışığında yaprakları mavi mavi çakan yabani sakız, karabaş, laden, adaçayı, yaban nanesi, kekik, çetinlik kırlalesi, çobançantası, civanperçemi, kardelen, gelincik papatya, gülhatmi, yabani hanımeli, çan çiçeği, kandilli sümbül, çayır güzeli, kadın tuzluğu, haseki küpesi, mersin. Daha sayayım mı?”

Balıkçı Bodrum kıyılarında balık tutar, yurtdışından tohumlar getirtir, farklı ağaçlar ve meyva türleri yetiştirmeye başlar. Şöyle yazar notlarına: “Bükleri, Knidosları, Datçaları, Gökovaları, daha daha uzakları, açık denizlerin açıklıklarını özlüyordum. Oraları zaten cennetti; ama içimden, oraları on kat daha cennet yapmazsam, adam değilim diyordum.”

Bitki yetiştirmeyi yaradılışa karşı borç olarak tanımlayan Halikarnas Balıkçısı “Bir balıkçının avucuna tükürüp küreğe yapışması, bir rençberin toprağa diz çöküp de dünyada gıda olacak bir fasulye daha ekmesi, yaradılışça en geçerli duadır.” diye yazar.

Mavi Sürgün, okumaya başladığınız andan itibaren bir daha elinizden bırakamayacağınız bir kitap. Acıların içinden nasıl olup da bu kadar umut, yaşama sevinci, mutluluk çıktığına sizler de inanamayacaksınız. Balıkçı’nın sürgün notlarını okurken hapishanelerin nem kokan kuytusundan girip, Tekirburnu’ndan kıyıya çıkacaksınız. Karanlık dehlizlerde bunalmayı beklerken pul pul balıklar, rengarenk çiçekler, aydınlık sabahlar içinde uyanacaksınız. Saf bir coşkunun, tükenmeyen umudun, çocuksu bilgeliğin ve sonsuz maviliğin kitabı Mavi Sürgün.

 Halikarnas Balıkçısı kimdir? sorusunun en dürüst, en kestirme yanıtıdır Mavi Sürgün, Balıkçı’nın kitaplarını okumaya başlamak için en doğru, en güzel başlangıç. Kitap bittiği anda ilk sayfasına dönüp yeniden, yeniden okumak isteyecek, okuduktan sonra bile elinizden bırakamayacaksınız. Mavi Sürgün’ü indirimli fiyat ve avantajlı kargo seçeneği ile hemen satın almak için tıklayın.

ALINTIDIR  AHMET KISA

 Küçük bir zenci çocuk, şehrin lunaparkında dola­şırken bir satıcının elindeki balonları seyre dalmıştı. Her renkten ve her biçimden balonlar, ışıl ışıl parlıyordu.

Derken, birdenbire kırmızı bir balon, baloncunun elinden kazayla kurtularak havada uçtu, uçtu, uçtu ve nihayet aşağıdan seçilemiyecek kadar yükseldikten sonra gözden kayboldu. Bu manzarayı seyretmek için öyle bir insan kalabalığı toplanmıştı ki, satıcı, bir tane daha bırakmanın, iyi bir reklam olacağını düşünerek havaya parlak sarı renkte bir balon daha bıraktı. Arkasından bir tane de beyazını çözdü.
Küçük zenci çocuk, olduğu yerden büyük bir hayranlık içerisinde, ardı ardına uçan rengarenk balonları bir zaman daha seyrettikten sonra:
“Baloncu amca" dedi. “Acaba bir de siyah renkte balon bıraksaydınız, ötekiler kadar yükselir miydi?” Baloncu adam, anlayışlı bir bakışla çocuğa tebes­süm ederek, siyah renkli bir balonu boşluğa bırakırken cevap verdi:
“Yavrum, bizi yükselten dışımızdaki renk değil, içimizdeki sevgidir.”
Lyle D. Flynn  -
Nihal Turhan – ALINTIDIR  AHMET KISA

 

 

 

 

 





 ADI SOYADI :  
 
 E-MAİL :  
 
 
 
 
 
 
YAZARA AİT DİĞER YAZILAR
 
1 - TÜRK TÖRELERİ

01-07-2022 - 16:50

 
2 - HELE Bİ BAK TAHSİN ...

24-06-2022 - 06:30

 
3 - TARİH DERSİ

20-06-2022 - 18:12

 
4 - BİR TRAKYALININ AŞK MEKTUBU

17-06-2022 - 06:18

 
5 - ORDULAR

14-06-2022 - 15:57

 
 
DİĞER YAZILAR :  [ 1 ]  [ 2 ]  [ 3 ]  [ 4 ]  [ 5 ]  [ 6 ]  [ 7 ]  [ 8 ]  [ 9 ]  [ 10 ]  [ 11 ]
 
YAZARIMIZA AİT SİSTEMİMİZDE KAYITLI TOPLAM 51 ADET YAZI KAYITLI .
 
 


Aydın Hava Durumu


           YAZARLAR

           ANKET

Henüz eklenmiş bir anketimiz bulunmamaktadır !

Süper Lig Puan Durumu

  •   Takım Adı O G B M Av P


RSS © 2014 Aydın Haber Merkezi
Site iceriginin izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanilmasi yasaktir
Gizlilik Ilkeleri | Kullanim Kosullari | Künye | Reklam | Iletisim