Anasayfam Yap Sık Kullanılanlara Ekle

Sitene Ekle Künye Arşiv  İletişim  rss  
ANASAYFA VİDEO GALERİ FOTO GALERİ İLETİŞİM  
 
BAFA GÖLÜNE CAN SUYU VERİLDİ
BAŞKAN ATAY İMAMOĞLUNA MORAL DESTEĞİ VERDİ
ADÜ HABER 156 SAYISI OKUYUCU İLE
AYDIN’DA SULAMA SEZONU TAMAMLANDI
İYİLERİN VE CESURLARIN HAREKETİ ÜÇÜNCÜ


Aydın Haber Merkezi - ASSUBAY ’ LIĞIN KISA TARİHÇESİ..!
ASSUBAY ’ LIĞIN KISA TARİHÇESİ..! BU YAZININ EKLENME TARİHİ 08-10-2020 / 16:53 | BU YAZI TOPLAM 311 KEZ OKUNDU.
   
TARAFSIZ MUHALİF
samibaskaya@hotmail.com
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ASSUBAY ’ LIĞIN KISA TARİHÇESİ..!
                                                                     

BİR OPERASYONDAN DÖNEN ASKERİMİZİN AYAKLARI
ALLAH MEHMETÇİĞİMİZE ZEVAL VERMESİN
Değerli Arkadaşlarım;
Osmanlının son dönemlerini de içine alan, Ordumuzun o günlerde ki durumu ve süreçte Assubay ’ lığın da tarihçesini uzun bir araştırmadan sonra ortaya koyduk. Bilmeyenler için faydalı olacağını düşünüyorum.
Ahmet Altan “İsyan Günlerinde Aşk” adlı romanında 31 Mart Vakası öncesinde bazı zabitlerin dilinden ordunun durumunu şöyle tasvir ediyor: “Ordunun hali ne olacak peki, onu da düşünüyor mu sizinkiler? Ordu elden gidiyor ağabey! Siz siyasetle uğraşırken belki fark etmiyorsunuz ama ben içerdeyim, asker askerliğini kaybetti; itaat yok, disiplin yok, hürmet yok, doğru dürüst talim yok, maneviyat yok, teçhizat yok, silah yok, çavuş subayına çemkiriyor, subayı çavuşundan iğreniyor. Allah muhafaza yarın bir gün bu ordu savaşa girerse, inanın perişan oluruz.
Orduyu ne yapacaksınız, her şeyin baştan aşağı değişmesi lazım artık… Biliyorsun ben Prusya ordusunu da gördüm, onların yanında biz başıbozuk bir sürüden farksızız, bu ordu beni askerliğimden utandırıyor, askerimden bir hürmetsizlik göreceğim diye endişe içindeyim; size daha açığını söyleyeyim, subaylar bir çavuşu ya da neferi karargâha çağırdıklarında tabancalarının namlusuna mermi sürüp sonra onları içeri alıyorlar… Paşalar hiçbir şey yapmıyor, dünyanın gidişatından habersizler, orduyu hemen düzeltmezseniz, bakın söylüyorum ağabey, istikbal bize karanlık.” s.116–117 ve Enver (Paşa)’in bu konuda bazı düşüncelerinin olduğu ve orduyu gençleştirip yenileyeceğine ait düşüncelerinin olduğu da aynı sayfada ifade ediliyor.
Bugünkü ordunun temelini oluşturan esas düşüncenin ipuçlarını bu satırlarda bulmak mümkündür; en azından nasıl olmaması gerektiğine dair. O günlerde ordunun yapısı, daha sonraları “Cumhuriyet”i kuran kadroların zihinlerinin derinliklerinde yer etmiş ve yenidünya tasavvuru çerçevesinde orduyu da olumsuz saydıkları önceki örneklerden yola çıkarak yeniden şekillendirmeye çalışmışlardır. Elbette bu çabalar; aynı sıralarda yetişmiş ve benzer düşüncelere sahip, çoğunluğunu mektepli genç zabitlerin oluşturduğu kadrolar tarafından Abdulhamid’in hal edildiği 1909’lu yıllara kadar uzanır. Cumhuriyet dönemindeki çabalar bunların devamı niteliğindedir.
Osmanlının son günlerinde yaşanan buhranlar ve çalkantıların sebeplerini anlamak, yapılması gerekenleri ortaya koymak, bozulan devlet nizamını yeniden rayına sokmak ve eski günlerdeki görkemli yapısına yeniden kavuşturmak için birçok aydın, düşünür ve tabii devlet ricali kafa yormuşlar ve bir sürü çözüm önerilerinde bulunmuşlardır. Genç mektepli zabitler de bunlardandı. Ancak derin görüş ayrılıkları, siyasi farklılıklar ordu bütünlüğünü ve disiplinini tehdit eder boyutlara ulaşmıştı.
Hatta harp tarihçileri, Balkan Harplerindeki hezimetimizi ve Balkanlara neredeyse tamamen veda edişimizi buna bağlarlar. O günlerde ortaya çıkan bu farklı yaklaşımları Yusuf Akçura “Üç Tarz-ı Siyaset” adlı makalesinde özetle şöyle ortaya koymuştur. Osmanlı milleti oluşturmak gayesini taşıyan Osmanlıcılık, dünyadaki Müslümanlardan bir İslam birliği meydana getirilmesi fikri ve eylemi olan İslamcılık, Osmanlı devletindeki Türkleşmiş olan Türklerle Asya kıtası ve Doğu Avrupa’daki Türklerin birleştirilmesiyle oluşacak olan “Tevhid-i Etrak” olan Türkçülük. İşte genel olarak bu üç ana fikir temelinde devlet hayatında ve ordu içinde görüş ayrılıkları bulunuyordu. Aynı siyasal komitacılık geleneğinden gelmelerine rağmen “Cumhuriyet” kadroları Türkçülüğü esas alan bir yaklaşımla diğerlerini tasfiye ettiler.
Ordu tabanı ve orduda sevilen, belli başarılar gösteren alaylılar ve gedikliler daha ziyade İslami hassasiyetleri yüksek, muhafazakâr Osmanlılığı savunan geleneksel kesimdi. Aydınlanma felsefesi etkisinde kalan ve Fransa’da Türkçülük fikri etrafında birleşen genç mektepli zabitlerle bunlar arasında bir uyuşmazlık ve yabancılaşma vardı. Bu da orduda disiplini ve itaat hislerini zedeliyordu. Bu dönemde orduda alaylı-mektepli sürtüşmesi had safhaya çıkmıştı. Alaylılar erlikten başlayıp kademe kademe yüksek dereceli Subay oluyorlardı. Bunların sayısı bir hayli yüksekti. Mektepliler ise Subay okulundan yetişenlerdi. Alaylı Subaylar 31 Mart günü “Mektepli zabit istemeyiz” diyerek mektepli zabitlere hakaret etmiş, hapsetmiş ve öldürmüşlerdir.
İttihat ve Terakki, “mekteplilerin” siyasal örgütüydü. Sözü edilen mektepler 1827’de açılan Tıbbiye, 1834’de açılan Harbiye ve 1859’da açılan Mülkiye’dir. Abdülhamid’in yeğlediği subaylar alaylı subaylardı. Bunlar akıllı ve becerikli erlerin önce onbaşı, sonra çavuş, sonra da Subay olmalarıyla “devşirilirdi”. Paşalığa kadar yükseldikleri halde okuryazarlıkları bile kuşkulu olabilen alaylı subaylar, Padişahın lütfüyle o mevkilere gelmiş oldukları için, mekteplilere göre çok daha sadık oluyorlardı.1908’de II. Meşrutiyet’in ilanı, aynı zamanda mekteplilerin zaferi demekti. 31 Mart Olayında isyancı askerlerin mektepli avına çıkmaları boşuna değildi. İttihat ve Terakki’nin dikkat çeken bir özelliği de tedhiş yöntemlerini kullanmasıydı.
Genç kadrolar, iktidarda güç kazanmaya başladıkları andan itibaren ordudaki bu durumu kendi lehlerine çevirecek şekilde değişiklikler yapmaya koyuldular. İlk iş olarak ordudaki hiyerarşik yapılanmayı bir düzene sokarak “emir-komuta zincirini sağlamlaştırmak istediler. Kendisi de bir mektepli olan Enver Paşa, Harbiye Nazırı olunca, I. Balkan Savaşı’nda bozguna uğrayan Osmanlı Ordusu’nun yeniden düzenlenmesine ve modernleşmesine çalıştı. Yaşlı Paşalar emekliye sevk edilirken, genç Subay ‘ lar orduda önemli görevlere getirildi.
Jön Türklerden İttihat Terakki’ye uzanan süreçte aydın-bürokrat zümresi medrese mezunlarının devlette görev almasına muhalifti. Medreseliler başlangıçta fiilen engellendi, sonra “alaylı” denilen askerlerin orduyla ilişiklerinin kesilmesi kararı alındı. Alaylıların buna karşı çıkarken “Şeriat isteriz” demelerinin manası ise “Adalet isterizdi. Askeri okullara ve bu okullardaki eğitime, bu kapsamda küçük zabit ve gedikli küçük zabit mekteplerine de ayrı bir önem verildi. Bilhassa Cumhuriyet döneminde, alaylı-mektepli çekişmesini mektepliler lehine çevirecek düzenlemelerle alaylı zabit geleneğini, sadece bölük komutanlığı yapabilecek seviyelere (Bir gedikli veya Assubay Subay olduğunda - yakın zamana kadar - en fazla yüzbaşı rütbesine kadar ilerleyebiliyordu.) indirerek tarihe gömdüler.
Disiplinin temeli olan itaat mekanizmasını sağlamlaştırmak için amir ve üstü tanrısal yetkilerle donatan ve kutsayan bir hukuk anlayışını yansıtan düzenlemeler yaptılar. Uyum gösteremeyenleri ortaçağdan kalma usul ve benzer yöntemlerle şiddetle cezalandırdılar. Ya da başka yöntemlerle sistem dışına ittiler. Baskı ve korkuya dayanan bir statü hiyerarşisi oluşturdular. Statüler arası geçişkenliği ortadan kaldırdılar veya asgari düzeyde tuttular ve böylece disiplini (!) tesis ettiler.
General terfilerinde de erkân-ı harbiye (Kurmay) sınıfını öne çıkararak, yetkiyi en üst rütbeli generallerden oluşan bir heyetin (Askeri Şura) eline vererek daha ziyade liyakat yerine sadakat ilkesinin dikkate alınmasını sağlayarak yeniden düzenlediler. İhtiyaç halinde sınıftan da general olunabilmesinin önü açık olmakla beraber, bu genellikle ihtisas gerektiren durumlarda kullanıldı. Karar mekanizmalarında etkisi olmadı.
Osmanlı askerî yapısı içinde; ordunun orta kademe yöneticileri ve teknisyenleri olan astsubay ihtiyacı ilk başlarda; sürekli olarak aynı görevi yapan ve bu nedenle bilgi ve becerisiyle sivrilmiş erbaşların “Gedikli” unvanı ile muvazzaf hizmete alınmalarıyla sağlanıyordu. Daha sonraları bilhassa donanmada teknik personel ihtiyacını karşılamak için nizamnameler çıkarıldı ve eğitim esasları belirlendi. Gedikli Erbaşlar kıtalarda gösterdikleri başarı ve yeteneklerine göre Onbaşı (Bölük Emini), Çavuş ve Başçavuşluğa kadar yükselebiliyorlardı. Bu gedikli erbaşlar aynı zamanda alaylı Subaylar için de bir kaynak oluşturuyorlardı.
1909 yılında çıkarılan bir nizamname ile Subay eğitiminde olduğu gibi Assubay eğitiminin de modern yöntemlerle yapılabilmesi için Osmanlı Devleti’nin yedi ordu bölgesinde (İstanbul, Konya, Selanik, Erzincan, Halep, Bağdat, Yemen) ilkokul düzeyinde “Küçük Zabit İptidaî Mektepleri” açıldı.
Bu okullardan yetişen öğrencilerin eğitimlerini sürdürmesi amacıyla ortaokul düzeyinde “Küçük Zabit Mektepleri” açıldı. Bunlar 1909 yılında kurulan; Selanik, Edirne, Beyrut, Erzincan, Bağdat Küçük Zabit Mektepleri ile 1910 yılında İstanbul Rami Kışlasında Kurulan Sahra Ağır Topçu, 1911 yılında İstanbul Bakırköy’de kurulan Süvari, 1912 yılında İstanbul Halıcıoğlu’nda kurulan Ulaştırma, 1912 yılında İstanbul Balmumcu ‘ da kurulan Jandarma ve 1914 yılında İstanbul Haydarpaşa’da kurulan Sıhhiye Gedikli Küçük Zabit Mektepleridir.
Küçük Zabit Mektepleri; Küçük Zabitan İptidai Mektepleri’nin mezunlarını aldığı gibi, dışarıdan da 18–21 yaşları arasında ilköğretimlerini tamamlamış, sağlam gençler alıyorlardı. Öğretim süresi iki yıl idi. “Onbaşı” olarak mezunlar veriyordu. Küçük Zabit Mektebi çıkışlıların altı yıl mecburi hizmetleri vardı (Küçük Zabit İptidai Mektebinden gelenlerin ise sekiz yıl). Bundan sonra Kuleli’de bir yıl okuyup İhtiyat Zabiti; Jandarma Mektebi’nde bir yıl okuyup Jandarma Subayı veya Polis Mektebine gidip Komiser olabiliyorlardı. Bu dönemde belli kıstaslara göre başarılı olanların yükselmelerinin önü açıktı; fakat Cumhuriyet döneminde bu yol kapatıldı.
Böylece ordunun ihtiyacı olan ve ihtisas gerektiren işlerde kullanılmak üzere küçük yaşlarda alınıp mutlak itaat anlayışı üzerine yetiştirilen bir küçük zabit statüsü kuruldu. Bu statüdekiler ordunun belkemiğini oluşturmakla beraber hiçbir zaman karar mekanizmalarına etki edebilecek durumda olamadılar. Ancak bu dönemde bu mektepler payitahtın merkezinde ve ordu merkezlerinde bulunuyordu. Cumhuriyet döneminin kadroları bu merkezleri yavaş yavaş Anadolu’ya taşıyacaklardır.
Tevhid-i Tedrisat Kanununun kabulünden sonra Türk Eğitim Sistemi yeniden düzenlendi, bu çerçevede değişik zamanlarda çeşitli Assubay Okulları açıldı. Bunlar; Ankara, İstanbul ve Konya Gedikli Küçük Zabit İhzarî Mektepleridir. 1938’de lağıv edilen bu okulların yerine Kayseri/Zencidere, Konya ve Elazığ’da Gedikli Erbaş Hazırlama Ortaokulu açıldı. Bu okullara ilâveten Kırıkkale’de de “Gedikli Erbaş Sanat Okulu” açıldı. Bu dönemde ihtiyaca göre birçok branşta küçük zabit yetiştiren mektep kuruldu ve eğitim süreleri zamanla artırıldı.
1950’de mevcut “Gedikli Erbaş Hazırlama Ortaokulları”na modern bir şekil vermek ve ordu içindeki erbaşlar arasında eşitlik sağlamak maksadıyla yeni bir düzenleme yapıldı. ABD’li danışmanların tavsiyeleri paralelinde hazırlanan Gedikli Erbaş Kanunu ile Gedikli Sınıfının yetiştirilmesine ilişkin hususlar yeniden düzenlendi. Bu düzenleme sonrası da şu okullar açıldı. Kayseri I. Gedikli Erbaş Hazırlama Ortaokulu, Konya II. Gedikli Erbaş Hazırlama Ortaokulu, Mersin III. Assubay Hazırlama Ortaokulu, Emirdağ IV. Assubay Hazırlama Ortaokulu, Demirci V. Astsubay Hazırlama Ortaokulu, Çorum VI. Assubay Hazırlama Ortaokulu, İstanbul / Halıcıoğlu VII. Assubay Hazırlama Ortaokulu ve İstanbul / Kuleli VIII. Assubay Hazırlama Ortaokulu.
Assubayların ordudaki başarıları ve vazgeçilmezliği kanıtlanınca 2 Temmuz 1951’de Adnan Menderes Başbakanlığındaki Demokrat Parti iktidarı tarafından 5802 sayılı Assubaylık kanunu çıkarılarak “Gedikli Erbaş” ve “Gedikli Küçük Zabit” unvanları “Assubay “ olarak değiştirilerek son tanıma ulaşıldı. Yasada, ‘Komuta kademelerinde eğitim, sevk - idare ve diğer işlerde subaya yardımcı olan Assubay çavuştan, Assubay Kıdemli Başçavuşa kadar rütbe sahibi askeri şahıslar Assubaydır’ denildi. Yine bu kanun gereğince, Gedikli Erbaş Ortaokullarının adı da Assubay Hazırlama Ortaokulu şeklinde değiştirildi.
1950’den sonra açılan “Assubay Hazırlama Ortaokulları”ndan Konya’daki hariç tümü 1963 yılına kadar kapatıldı. 1966 yılında yapılan bir düzenleme ile Konya’daki “Assubay Hazırlama Okulu” aynı yıl Çankırı’ya taşınarak “Çankırı Assubay Sınıf Okulu” adını aldı. Bu okul 1971 yılından itibaren lise seviyesine yükseltildi ve okulun ismi “Çankırı Assubay Hazırlama Okulu” olarak değiştirildi.
1960 yılında Ankara’da açılan ve ordunun teknisyen astsubay ihtiyacını karşılayan “Elektronik Erbaş Hazırlama Okulu”, 1964 yılından itibaren lise düzeyine yükseltildi ve adı “Elektronik Assubay Hazırlama Okulu” olarak değiştirildi.
1987 yılında Balıkesir’de “Teknik Assubay Hazırlama Okulu” kuruldu. 1988 yılında Ankara’daki “Elektronik Assubay Hazırlama Okulu”nun ve 1997 yılında ise Çankırı’da bulunan “Assubay Hazırlama Okulu”nun Balıkesir’e taşınmasıyla burada "Çok Programlı Assubay Hazırlama Okulu” kuruldu.
Bu tarihten itibaren, Bando ve Sağlık sınıfı haricindeki, bütün sınıfları içeren Assubay’ ların yetiştirilmesi için, üç yıllık çok programlı lise olarak eğitim ve öğretim faaliyetini sürdürdü. Daha sonra bu okul, 24 Nisan 2002 tarihinde kabul edilen 4752 sayılı Assubay Meslek Yüksek Okulları Kanunu ile K. K. Assubay Meslek Yüksek Okulu Komutanlığı adıyla 30 Haziran 2003 tarihinde eğitim ve öğretime başladı.
Şüphesiz zaman içerisinde ordunun ihtiyaçları, değişen dünyanın şartlarına uygun olarak yeniden düzenlenmiş ve değiştirilmiş, bu çerçevede Assubay okullarının durumu da gelişmiş ve değişmiştir. Fakat askeri bürokrasinin 1909’lardan kalma geleneksel bakışı bir türlü değişmemiştir. O dönemden kalma korkular ve yaklaşımlar askeri ve sivil bürokratik devlet hayatında hep etkili olmaya devam ede gelmiştir.
Cumhuriyet tarihi boyunca Assubay okullarının Konya, Kayseri, Mersin, Emirdağ, Çankırı, Çorum, Kırıkkale, Ankara gibi nüfus yapısı homojen Anadolu’nun merkezlerine nakledilmelerinin de önemli bir sebebi olsa gerektir. Ulaşım ve iletişim imkânlarının son derece sınırlı olduğu bir dönemde bu okulları tercih edecek olanlar genellikle Anadolu insanı olacaktı. Anadolu insanı mevcut otoriteye itaatkârlığı ve dürüstlüğüyle nam yapmıştır. Ekonomik imkânları da oldukça zayıftır.
Bu okullar aynı zamanda kendilerinin sahip olmadığı fırsatlar da sunmaktadır. Böylece Anadolu insanından oluşan ve ordunun belkemiği olan bir orta sınıf askeri hizmetli sınıfı oluşturulmuştur. Bunun yanında zabit mektepleri ise İstanbul, Bursa, İzmir gibi hep büyük merkezlerde kalmıştır. Bu merkezlerin demografik yapıları incelendiğinde karar mekanizmalarında bulunanların nasıl bilinçli bir seçimin içinde oldukları kolayca anlaşılır..! (Nüfus yapıları homojen olmayan ve Rumeli’den en çok göç alan merkezler buralarıdır.)
Selamlarımla..
Sami Başkaya
alıntıdır A.K




 ADI SOYADI :  
 
 E-MAİL :  
 
 
 
 
 
 
YAZARA AİT DİĞER YAZILAR
 
1 - ASSUBAY ’ LIĞIN KISA TARİHÇESİ..!

08-10-2020 - 16:53

 
2 - SİLAHIN YERDE KALMAZ ....

30-07-2020 - 16:50

 
3 - ASSUBAYLIK ZOR ZANAATTIR…!

18-07-2020 - 10:01

 
4 - MUHBİRLERİ VURURLAR

19-06-2020 - 12:34

 
5 - NE YAPILIR, NE YAPILMAZ ?

10-06-2020 - 23:10

 
 
DİĞER YAZILAR :  [ 1 ]  [ 2 ]  [ 3 ]  [ 4 ]  [ 5 ]  [ 6 ]  [ 7 ]  [ 8 ]  [ 9 ]  [ 10 ]  [ 11 ]  [ 12 ]  [ 13 ]  [ 14 ]  [ 15 ]  [ 16 ]  [ 17 ]  [ 18 ]  [ 19 ]  [ 20 ]  [ 21 ]  [ 22 ]
 
YAZARIMIZA AİT SİSTEMİMİZDE KAYITLI TOPLAM 108 ADET YAZI KAYITLI .
 
 
Aydın Hava Durumu

Perşembe Kuvvetli Sağanak Kuvvetli Sağanak 22°C 13°C

Cuma Gök Gürültülü Sağanak Yağışlı Gök Gürültülü Sağanak Yağışlı 25°C 14°C

Cumartesi Parçalı Bulutlu Parçalı Bulutlu 23°C 11°C



           YAZARLAR

           ANKET
Hükümetin Küresel Salgın ile mücadelesini nasıl buluyorsunuz.
% 35 √ Toplam : 126 - Başarı Buluyorum.
% 44 √ Toplam : 157 - Başarısız Buluyorum.
% 23 √ Toplam : 82 - Fikrim Yok
   

Süper Lig Puan Durumu

  •   Takım Adı O G B M Av P


RSS © 2014 Aydın Haber Merkezi
Site iceriginin izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanilmasi yasaktir
Gizlilik Ilkeleri | Kullanim Kosullari | Künye | Reklam | Iletisim